Bizlere katından rahmet lutfet 🤲

Teslimiyet ve ona ait dua: Hz. İbrahim aleyhisselam ve beraberindekilerin el-Vehhab esması ile yaptıkları duayı ve bu duanın içindeki güzellikleri keşfediyoruz.

İbrahim aleyhisselam ve beraberindekilerde sizin için çok güzel bir örneklik vardır ayetinin çok güzel bir tezahürü olan çok güzel bir ayeti daha görünce içimde çok güzel bir his belirdi. O kadar güzel ki, kelimelerden de anlaşılacağı üzere her yönüyle güzel…

Ali İmran, 8

رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً ۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ

(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin.

Bu ayeti kim bilir kaç defa okudunuz, okudum veya kaç defa karşılaştım fakat yakın zamanda aklıma getirilen bir düşünce ve kalbime inen bir acayip ferahlık hissi ilk defa lütfediliyor…

Aslında bu da Allah’ın kitabının bir başka mucizevi yönüdür. Aynı ayeti kaç defa görüp okuyorsunuz fakat her defasında farklı bir yönü gösteriliyor size… bir ayetin bir çok konuyla bağlantılı olduğunu ve birden fazla manayı içerdiğini görünce hikmet dolu kitap kelimesinin anlamını daha iyi kavrıyor insan…

Akıbet endişesi, bir başka deyişle gelecek endişesi malumunuz herkesi meşgul eden bir düşüncedir. Derdi Allah olmayanlar için bu sadece mal, mülk, ünvan vs.. gibi şeyler olmakla birlikte, derdi iman olanlar için öncelikle imanlı bir şekilde Rabbinin huzuruna varmak olarak kendini gösterir (diğerleri daha sonra gelir).

İmanla yolu tamamlamak ve huzura sözünde duranlardan olarak çıkmak o kadar önemli bir meseledir ki bir çok Peygamberin (her birine en güzel selamlar olsun) duasında ve bir çok sahabenin (Allah her birinden en güzel şekilde razı olsun) son anlarında dillerinden düşürmedikleri bir sözdür:  تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَBeni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat.

Kuran-ı Kerim’de Allah Resulü sallallahu aleyhi we sellem ile birlikte üsvetün hesenetün olarak tanımlanan bir başka peygamber de İbrahim aleyhisselamdır. Üsvetün hesenetün olma vasfı kitapta sadece onlar için belirtilmiş bir sıfattır (üç yerde geçer kitapta, biri Allah Resulü sallallahu aleyhi we sellem Efendimiz için, diğer ikisi arka arkaya aynı kişiler için, İbrahim aleyhisselam ve beraberindekiler için geçer). Allah Resulü sallallahu aleyhi we sellem Efendimiz için İbrahim aleyhisselam’ın çok özel bir yeri var sanki… Onun ben babam İbrahim’in duasıyım sözü bile Onun yerinin ne kadar özel olduğunu gösterir…

Allah’ın Onu dost olarak kabul ettiğini söylemesi, Onun tek başına bir ümmet gibi olma ve o kadar ağır imtihanlara rağmen bir an bile sadakatinden ödün vermemesi, hatta ateşler içinde bile sadece ve sadece Allah’tan yardımı beklemesi, dini sadece Allah’a has kılarak, hanif bir şekilde nasıl yaşanabileceğini göstermesi Onun o en güzel örneklik vasıflarından bazılarıdır… O tam bir ihlas timsalidir (haşa Onu övmeye çalışmıyorum, öyle olan bir durumu tanımlamaya, anlamaya çalışıyorum, o kadar beni çekiyor ki o ihlası görünce aklım gidiyor zaten). Teslimiyetin nasıl olacağını bizlere gösteren, ne olursa olsun, hangi bataklıkta olursa olsun, hangi şirk evinde dünyaya gelmişse gelsin, yüzünü hanif olarak yerlerin ve göklerin Yaratıcısına dönen İbrahim aleyhisselam için bu güzel sıfatın kullanılması bizlere örneklik adına çok şeyler anlatır…

Uğradığı teslimiyet sınavlarından selim bir şekilde tertemiz olarak çıkması bizlere müslümanlık (teslimiyet gösteren kişi) adına örneklik gösterir. Yaşadığı çevrenin etkisinde kalmayıp akılla ve gözlemle kainatın sahibinin olduğunu ve onun da kendisini yaratan olduğunu idrak ederek dini tam ve halis olarak Allah için yaşaması yani hanif bir şekilde sadece Allah’a yönelmesi bizlere ihlas adına çok güzel bir örneklik gösterir. Bu ihlas ve teslimiyetin, sadakatin sonucu olarak da ateşler içinde bile olsak sadece Allah’a yönelirsek orada bile selamette olacağımızın bir örneğidir O… (aleyhisselam)

Allah’ım kendilerine kitabını okuyacak ve onları tezkiye edecek birini gönder ve beni, anamı, babamı ve bütün müminleri bağışla diye kendilerinden sonra gelecek ümmetler için, bütün müminler için duada bulunan o güzel ailenin önderi İbrahim aleyhisselam’ın konumuz olan duasında da yine çok güzel bir şefkat ve önderlik örneği ortaya koyduğunu görüyoruz (Allah’ım ne güzel yaratmışsın). Ondan ve o duadan alemlerin Rabbi o kadar memnun olmuş ki, bu duayı kıyamete kadar kaim olacak kitabında ve önceki duanın (onları tezkiye edecek biri duasının) cevabı olan Allah Resulü sallallahu aleyhi we sellem Efendimize ileterek bu yolda gidecek tüm iman sahiplerinden bu şekilde dua etmelerini istemiştir.

Dua o kadar içten ve edep dolu ki ve o kadar güzel ki, kalplere şifa ve karanlıklara nur olacak niteliktedir. (Duanın niteliğini biz belirleyecek değiliz elbette fakat içime gelen o ferahlık hissi ve düşünce, karanlıkları giderip içeriyi nurlandırdı sanki.. yine de hakikati Allah bilir.)

Dua;  رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَاRabbimiz kalplerimizi hidayete erdirdikten sonra kaydırma” diyerek, hidayetin sadece Allah’tan olduğunu ve kalpleri elinde bulunduranın O olduğunu ve O’nun dilediğini yapma gücüne sahip olduğunu kabul ve tasdik ile başlıyor.  بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا  “hidayete erdirdikten sonra” diyerek hidayeti verenin O olduğunu, لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا  “kalplerimizi kaydırma” diyerek Allah Resulü sallallahu aleyhi we sellemin dediği gibi kalpleri elinde bulunduranın O olduğunu ve  لَا تُزِغْ  “kaydırma” diyerek sana verdikten sonra dilerse hidayeti geri alabileceğini yani her istediğini yapabileceğini O’nun  فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ  olduğunu bizlere bildiriyor sanki…

Biraz bilgi sahibi olanların (yani bilenlerin) önündeki en büyük tuzaklardan biri olan kendini hidayette görme, herşeyi tamamlamış olarak görme ve böylelikle kibir, gurur ve kendini beğenme duyguları gibi kalp hastalıklarına bir ilaç niteliğindedir bu dua… O en güzel örnekler iman geldikten sonra veya peygamberlik geldikten sonra iş bitti tamamladık demiyorlar… Azabından emin olunamaz ayetini biliyorlar.. o azaptan ancak iman etmeyenler emin olur diyor zaten bir başka ayette… Bu ayetler yeni geldi demeyin onlar zamanında yoktu demeyin, o hükümler sünnetullahtır… kendinizi temize çıkarmayın diyor hatta.. eğer günahından dolayı hemen ceza verseydi, yeryüzünde bir canlı dahi kalmazdı diyor Rabbimiz o yüce kitabında

Bu duayı o yüzden ediyorlar sanki…

Kalbimizi hidayete erdirdikten sonra kötülüklere salma, yoldan çıkmasına, eğrilmesine izin verme.. Bunu sağlayabilmek için de katından bir Rahmet bizlere ver. هَبْ لَنَا – Öyle karşılıksız ver, vermek istediğin için ver, biz hakettiğimiz için değil veya bir iş yaptık ona karşılık olarak değil, vehbi olarak, Senin lütfun ve keremin bunu istediği için ver.. إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ – Sen zaten el-Vehhab’sın; karşılıksız olarak bol bol verensin.. bir çalışma veya bir çaba beklemeden, vermek istediği için verensin… Birşey hak ettiğimiz için değil, lütfundan, fazlından ver, öylesine ver, bol bol verdiğin için ver Allah’ım…

Hem kendindeki acizliği bilme, hem de O’nun mülkün yegane Sahibi olduğunu idrak var duada.. Onlardaki edebe ve haşyete bakın…

“Ya mukallibel kulub sebbit kalbi ala diynik.. Ey kalpleri elinde tutan Allah’ım, kalbimi dinin üzere sabit tut” diye dua eden Allah Resulü sallallahu aleyhi we sellem Efendimizde de bu ayetin fiile geçmiş halini, benzer bir yakarışı görüyoruz.

Hidayetteyim ben bu işi tamamladım demiyorlar, devamlılık için bir rahmet bekliyorlar ve rahmeti de kendi acizliğini ve Verenin keremini bilerek, hadsizlik etmeden istiyorlar… Ya Rabbi böyle yaptığımız için ver de diyebilirlerdi fakat demiyorlar… O’nun Vehhâb olduğunu bilerek o esmaya yöneliyorlar.. وَهَبْ لَنَا diyorlar.. O’ndan bir şey karşılığında istemeye utanma da var sanki… nasıl bi edeb Ya Rabbi, nasıl güzel yaratmışsın…

Zaten herşey O’nun ne iddiada bulunabilirsin ki, neyini ortaya koyup talepte bulunabilirsin ki…

el-Vehhâb ismine yönelmeleri ihlâslarını ve takvalarını da gösteriyor… O’na o kadar bağlılar ki, kendilerinde hiçbirşey görmeyip وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً – O’ndan karşılıksız olarak rahmet talebinde bulunuyorlar… Kendi haddini ve sınırı bilerek, varlık iddiasında bulunmadan, verirsen muhtacız, haşa Senden hakkımızı istemiyoruz, bize cömertler gibi, katından bol bol verenler gibi ver Rabbimiz… O verdiğini مِنْ لَدُنْكَ – katından ver Allah’ım, rahmetinden ver.

Eğer başka bir esmayı kullanarak isteseydiler, mesela eş-Şekur ismini veya er-Rahim ismini… Biri şükre karşılık, diğeri ise mümin olanların imanına karşılık tecelli edecekti… O zaman elimiz boş kalacaktık.. o kapı kapalı kalırdı bizim için… O kadar kötü durumdayım ki, içeride o kadar kokuşmuş fikirler ve haller var ki, bir karşılık beklenerek verilseydi eğer bizde ne onu karşılayacak amel ne de bir hal var.. perişan haldeyiz. O halde Rabbim 🤲, katından rahmetinle ver, bir şeye karşılık olarak değil, vehbi olarak, Sen istediğin için.. bol bol veren olduğun için ver.. bize acı, rahmetle muamele et, (rahim olarak da demiyorlar rahmetle diyorlar yani) Senin rahmetin herşeyi kuşatır, kafiri bile rahmetinle faydalandırırsın, işte biz de bu halimizle istiyoruz… Ne Senin katına yükselecek amelimiz ne de Senin hep razı olacağın bir hal var bizde.. öyle kötü ve çirkin bir halde ki kalplerimiz, içeride öyle küfür yangınları çıkıyor ki, biz halimize veya amellerimize dayanarak isteseydik tamamen yanmıştık. Onların kalplerini arındıran Allah, onları vahiyle temizleyen Allah, onlar o kalple de isteyebilirlerdi fakat onlar o kadar şefkatli ki, o kadar edepli ki bizi de düşünerek ve varlık iddiasında bulunmadan, el-Vehhab esmasıyla istiyorlar.. هَبْ لَنَا karşılıksız ver Allah’ım, öylesine lütfet.. ikram et.. diyorlar.

Günah bataklığındayım, nasıl yüzüm olabilir ki istemeye, zaten kötülerin en kötüsü olmuşum nasıl çıkabilirim ki, hangi yüzle isterim ki diye içeride için için yanarken.. nefis ve şeytanın kışkırtmalarına maruz kalıp karamsarlığa batmışken.. ne yapacağım ne edeceğim diye şaşkın şaşkın düşünürken.. işte bu karanlığıma nur olan hidayet rehberi bu ayetle bir ümit, sımsıkı yapışabileceğim bir ip, bir destek gösterdi bizlere.. zorda olanlara yardım eder dediği ayetin bir tezahürü sanki… (yönelenleri hidayete erdirir ayetini söyleyecektim fakat orda da sanki kendimde bi şey görmüş gibi bir his oluştu, ben yöneldim O da verdi gibi fakat öyle mi değil mi bilmiyorum, umarım öyledir, umarım yönelmişlerden yazmıştır sizi bizi hepimizi) işte böyle biçare ve karanlık durumda bizi zorda bırakmayıp, aklımıza kalbimize bir inşirah lütfederek bize olan bir büyük nimetini daha tattırdı bu duayla…

Ne halde olursak olalım, bol bol ve karşılıksız öylesine, sevdiği için verenden isteyince, elbette geri çevrilmeyecek ve elbette bütün güç ve kuvvet elinde olan katından bir Rahmet lütfedince, O’nun yolunda ayaklarımız ve kalplerimiz sabit kalacak… işte böyle, en güzel bir isimle, el-Vehhab ismiyle istemeleri bizim gibi küfür bataklığında dolaşan, bazen mümin bazen kâfir olabilecek hallere girenler için çok acayip bir nimettir… bu durum hidayetteyim tamamladım demememiz için imtihan dünyasının gereği gibidir sanki.. bazen küfür bazen iman hali… (Tabi iman eden kişilerdeki küfür hali bilinçli değildir, arada acizlik ve gafletten kaynaklı Hakk’tan uzaklaşma ve tembellik halidir.. yoksa öteki türlü küfür ve iman bir arada durmaz biri varsa öteki yoktur). O büyük peygamberlerin, ashablarının ve yolunda giden evliyaullah ve alimlerin (her birlerine ayrı ayrı en güzel selamlar olsun, o güzeller güzeline sonsuz salat ve selam olsun) ettikleri dualarda da bu hallerin olabileceğine ve önemli olanın işi imanla bitirebilmek, sonucu Allah’ın razı olacağı şekilde elde edebilmek olduğunu görüyoruz. O en güzel örneklerin bizlere hidayet yolunu gösteren bu duası, yoldan çıkmadan yolda kalmamıza yardım edecek böyle bir ilaç niteliğindedir.

İşte böyle Allah’a dayanma ve O’na tevekkül ederek kendinde bişey bilmeden sadece ve sadece ihlasla O’ndan isteyince, insanın içinde bir yaşam motivasyonu bir mücadele enerjisi birikiyor.. şeytanın kışkırtmalarına yol açacak benlik iddiasını, amellere güvenme duygusunu yok ediyor.. o laine kapıyı kapatıyor. Allah’ın bu kadar lütufkar ve cömert olduğunu görünce O’nun yolunda yaşamanın ve o yolda ölmenin ne kadar da büyük bir hak olduğunu hissediyor insan

İşte bu da bizim varlık amacımızı tam olarak ortaya koyuyor: O’nun için yaşa, O’na sadık kal, O’na ulaş.. evet, sadece O.. illa Hu…

Amacını bilerek ve bu amaca yönelik enerjiyi hissederek yaşaması da bir insan için bulunmaz bir nimet olsa gerektir… bu dua ve duayı eden peygamberler (aleyhimusselam) bu anlamda da bizler için paha biçilemez değerdedir… Allah bize katından öyle bir rahmet vermiş ki, inanın yaptıklarımıza karşılık değil… şimdi O’nun nimetlerini nasıl anlatayım.. hangi birini sayayım ki… zaten sayamazsınız diyor fakat Rabbinin senin üzerindeki nimetini an ayeti için ve bu duaya olan ihtiyacımı hissettiren başlangıç duygusunu paylaşmak için bir kaç tanesini söyleyeyim.

Mesela, kalbimin hallerini göz ardı ederek, onca yaptığım hataları ve günahları görmezlikten gelmesini mi, ayar bozukluğumu ve isyan sayılacak davranışlarımı yok sayarak yoluna irşad edecek birini göndermesini mi, bizi imanla tanıştırıp imanla dertlendirmesini mi, bize ilminden öğretip bazen ayetleriyle, bazen bir sohbetle öğütlerde bulunmasını mı, ayaklarımız kaymasın diye her türlü yoldan çıkma teşebbüslerimizi, nazlarımızı, dünya başımıza yıkılmış gibi davranışlarımızı görmezden gelmesini mi… o kadar çok ki hangi birini sayayım.. rahat ve cennet hayatı gibi yaşantımımızı mı… işte bunları görünce bu duada belirtilen, وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً ifadesini zaten yaşadığımı, zaten bir şey ortaya koymamışken (iki üç rekat namazı amel olarak sayıyorsak kendimizi kandırıyoruz, onlar zaten aldığımız nefese karşılık gelmiyor) bol bol ve vehbi olarak verdiğini farkettim. Ve daha sonraki süreçler için ne yapmam gerekiyor, böyle hileli ve salih olmayan amellerle bu yolda nasıl gideceğiz diye düşünürken işte kalbime lütfedilen inşirah: yolda yürüyebilmek için nefsine değil, yaptıklarına değil veya bir karşılık bekleyerek değil.. O’ndan isteyerek ve acizliğini fakrini bilerek, haddini sınırlarını farkederek O’ndan isteyeceksin.. çünkü O el-Vehhab’tır.. kereminden, cömertliğinden karşılıksız lütfedendir… Zaten vermiş.. zaten şimdiye kadar elde ettiklerin veya faydalandıkların hep O’nun ikramıdır.. sen mi kazandın? hayır..! O vermek istediği için verdi.. karşılıksız lütfetti… İşte bundan sonra da O’ndan bil ve sadece ve sadece O’na tevekkül et…

Ve bu da yine O’nun o sınırsız kereminden ve rahmetinden sizin bizim üzerimize düşen bir şuasıdır… yine yolda bir başımıza bırakmayıp bir ayetiyle inşirah vermesidir… الْحَمْدُ لِلَّهِ 

Hadi öyleyse gelin bu duayı hep beraber edelim ve diyelim ki;

Ya Rabbi bizi bize bırakma, nefsimizin eline terk etme.. bizi doğru yoluna irşad edecek birini rahmetinle gönder.. gönderdiğini de rahmetinle devam ettir… bana bakma, kalbimize bakma, bize bırakma işi.. katından lütfunla rahmetinle hidayeti devam ettir… bize bırakırsan yüzümüze gözümüze bulaştırırız…

Allah’ım ne olur… ne olur Allah’ım! bizi hidayete ulaştır… ulaştırınca da orda öylece bırakma, bırakırsan ayağımız kayar, bizi nefsimize terk edersen o bizi uçuruma götürür… ne olur Allah’ım هَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً ۚ إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ bize katından verdiğin bu rahmeti eksiltme arttır.. bize öyle rahmet yağdır ki, o rahmetle bizi sevdiklerine kavuştur, bizi onlardan ayırma…

Bize katından bir rahmet verdin Allah’ım, öyle güzel öyle latif ki, ne kadar şükretsek ne kadar hamdetsek azdır… Sana ne kadar secde etsek azdır… ki Sen kendi Zatını hamd ettiğin gibi hamde layıksın…

Ama yine de istiyoruz… ver Allah’ım ne olur… ver 🤲 … çünkü رَبِّ إِنِّي لِمَا أَنْزَلْتَ إِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَقِيرٌ – Ya Rabbi vereceğin en küçük hayra bile muhtacız

Amin!

Nasıl buldunuz? Değerlendirmenizi bekliyoruz.
Değerlendirme için yıldızların üstüne tıklayabilirsiniz.
(Yazıyı değerlendirin)
Loading...
Kötü Olmuş Eh İşte Ne İyi Ne Kötü Güzel Olmuş Çok Faydalı Buldum

Blogumuzdan Haberdar Olun

Lütfen bekleyiniz...
Yeni yazılarımız yayınlandığında bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Fikirleriniz Bizim İçin Önemlidir