O’nun her sözü vahiydir

Kuran’a sımsıkı sarılan gönüllerin hadisle/sünnetle bağlarını kesmeye çalışanlara Kuran'dan, Sünnetin Allah'ın onayından geçen uygulamalar olduğuyla ilgili örnekler verilmektedir.

Alemlerin Rabbi olan Allah, alemlere rahmet olarak bir Elçi (aleyhisselatu wesselam) göndererek huzurlu ve rahat bir hayatın kurallarını ve kainata koyduğu kanunlarını bizlere bildirmiştir. Bizler de o En Güzel’in En Güzeli’nin getirdiklerini kabul ve tasdik ederek hayatlarımıza uyguladığımız sürece hem bu dünyada hem de ahirette rahat ve selamet dolu bir hayat yaşamış olacağız.

Müslümanım diyen kişiler için bu rahat ve huzurlu hayatların iki temel bilgi kaynağı vardır: Kuran ve Sünnet.

Rabbimiz dilese Kuran’ı bir dağa indirerek veya bir yazılı kağıt veya levha üzerinde bizlere bildirebilirdi. Fakat Allah’u Teala bir insana vahyederek, Resulü aleyhisselatu wesselam aracılığıyla, bizlere hükümlerini bildirme yolunu seçmiştir.

Allah, Kitabın teorikte kalmayıp pratik hayata geçirilmesini istemiş ayrıca herkesin kendi kafasına göre yorumlamasını istemeyip  seçtiği ve örnek olarak belirlediği bizim türümüzden (melek olmayan, insan olan) yani içimizden Biri (aleyhisselatu wesselam) tarafından nasıl okunması ve yaşanması gerektiğini bize bildirmiştir.

Bu Allah’ın çok büyük bir lütfudur müminler için. O’nun (aleyhisselatu wesselam) müminlere ayetleri okuyan, onları arındıran, kitabı ve hikmeti öğreten biri olduğunu ve bunun büyük bir lütuf olduğunu Ali İmran suresinin 164. ayetinde bildiriyor Rabbimiz.

O’nun tebliğ görevini tam olarak yerine getirdiğini, kendisine indirilen ayetlerin bir harfine bile dokunmadan aynı şekilde ilettiğini, kendisine iletilen bilgiyi saklamadığını, gördüğü olağandışı olaylar hakkında bilgi verdiğini bize aktarıyor.

Ve O’nun Allah’a karşı herhangi bir söz isnat etmediğini görüyoruz. Hatta Rabbimiz Yüce Kitabında Necm Suresi, 3. ve 4. ayetlerde; “O kendi hevasından konuşmaz O’nun söyledikleri O’na vahyedilenlerdir.” diye belirterek Allah Resulü sallallahu aleyhi wesellem Efendimizin sözlerinin/konuşmalarının vahiy olduğunu bildirmiştir.

Kuran’da vahiy kelimesi birkaç yerde peygamberlerle (aleyhimusselam) alakalı olmayacak şekilde geçmektedir. Arıya vahyedilmesi ve Hz. Musa aleyhisselamın annesine vahyedilmesi gibi yerlerde ilham manasında kullanılmaktadır. Yani kitaba girecek ayet olarak değil de yol gösteren/ilham edilen vahiy anlamında kullanılmıştır. Ayrıca Hz. Meryem’e kendisi bir peygamber olmamasına rağmen melek gönderilmesi ve kendisine yol gösterilmesi de Allah’ın kullarına sadece kitaba girecek ayetler yoluyla bilgi iletmediğinin göstergesidir.

İşte Necm suresi 3-4. ayetlerde belirtilen O’nun her sözü vahiydir ifadesi, her iki türlü vahyi içeren manayı ihtiva eder. Yani Allah Resulü aleyhisselatu wesselamın aldığı vahiy, sadece Kuran değildi daha fazlası da vardı (zaten Allah’ın kelimeleri Kuran’la sınırlı değildir, sınırsızdır). Ve O (aleyhisselatu wesselam) her söylediği sözü Allah’ın izniyle ve onayıyla söylemiştir.

Diğer yazımızda da belirttiğimiz gibi O’nun en küçük hareketi (yüz ifadesi – abese) dahi uyarılmıştır ki bu da geriye kalan tüm fiillerinin ve sözlerinin onaylandığı anlamına gelir. (Öteki türlü haşa yüzbin kere haşa Rabbimiz (celle celaluhu) töhmet altında kalır, O’nun bazı hallerini örtbas etti manası çıkar ki Allah (celle Şanuhu) adaletsizlikten ve noksanlıktan münezzehtir. Subhanallah).

Öyleyse gelin O’nun Kuran dışında da Allah’tan bilgi/vahiy aldığına işaret eden ayetlere bakalım;

 

1.) Tahrim suresi 3. ayet:

Tahrim, 3

وَإِذْ أَسَرَّ ٱلنَّبِىُّ إِلَىٰ بَعْضِ أَزْوَٰجِهِۦ حَدِيثًۭا فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِۦ وَأَظْهَرَهُ ٱللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُۥ وَأَعْرَضَ عَنۢ بَعْضٍۢ ۖ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِۦ قَالَتْ مَنْ أَنۢبَأَكَ هَٰذَا ۖ قَالَ نَبَّأَنِىَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْخَبِيرُ

Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber’e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: Bunu sana kim bildirdi? dedi. Peygamber: Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi, dedi.

Ayetteki “Allah da bunu Peygamber’e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti.” ifadesi şunu göstermektedir; Allah Resulü sallallahu aleyhi wesellem Allah’tan direkt bilgi almış ve o bilginin bir kısmını açıklamış, geri kalanını aktarmamıştır. Eğer Kuran ayeti olsaydı aynı şekilde aktarmak zorundaydı fakat Allah’tan aldığı bilgi Kuran ayeti olan vahiyden olmayıp Sünnete dair vahiylerden biri olduğundan ve O da o üstün ahlakı ve nezaketi ile eşini mahcup etmemek için gelen bilginin tamamını söylememiştir.

 

2.) Ali İmran suresi 124. ayet:

Ali İmran, 124

إِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنِينَ أَلَن يَكْفِيَكُمْ أَن يُمِدَّكُمْ رَبُّكُم بِثَلَٰثَةِ ءَالَٰفٍۢ مِّنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ مُنزَلِينَ

O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?

Bu ayetteki ifadeler geçmiş zamanı belirtmektedir, yani üçbin melekle yardım vaad edilmiş ve  Allah Resulü sallallahu aleyhi wesellem, müminlere Allah’ın yardım vaadini iletiyor. Bu bilgi ayet olarak değil de ilham yoluyla vahyedilmiştir. Çünkü hiçbir ayette üçbin diye geçmiyor, bir sonraki ayette beşbin melekle yardım diyor, bir ayette de bin melek diyor,  fakat üçbin ifadesi Kuran ayeti olarak daha önce verilmemiş, bu bilgi de O’nun Allah’tan aldığı diğer bilgilerdendir.

 

3) Haşr suresi, 5. ayet:

Haşr, 5

مَا قَطَعْتُم مِّن لِّينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَآئِمَةً عَلَىٰٓ أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ ٱللَّهِ وَلِيُخْزِىَ ٱلْفَٰسِقِينَ

Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya olduğu gibi bırakmanız hep Allah’ın izniyledir ve O’nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir.

Bir savaş sırasında hurma ağaçlarının savaşa zarar verecek bir durumda bulunması nedeniyle, ağaçların bir kısmının kesilmesi emredilmiş ve bu emir yerine getirilmişti. Normal koşullarda bakıldığında bir peygamberin bir ağaca zarar vermemesi gerekirdi, fakat burda ağacın gerçek sahibi olan ve dilediğini öldüren dilediğini dirilten Rabbimiz, müslümanlara bu izni Kendisinin verdiğini söylemektedir. Verilen bu izin yine Kuran ayeti olarak değil, Resululllah’a (aleyhisselatu wesselam) iletilen diğer vahiy yoluyla verilmiştir. Çünkü Kuran’da ağaçları kesin, kesebilirsiniz diye bir ayet yok. Halbuki ağaçlar kesilmişti ve Rabbimiz de öyle yapmanız Allah’ın izniyledir diyor. Demekki bu izin, Allah tarafından Kuran ayetleri dışında kendisine verilmiştir. Bu ayet de O’nun her daim Rabbi ile irtibat halinde olduğunu ve O’nun emirlerine göre hareket ettiğini göstermektedir. Yani O hevasından konuşmadı, söyledikleri hep vahiydi.

 

4.) Bakara suresi, 144. ayet

Bakara, 144

قَدْ نَرَىٰ تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِى ٱلسَّمَآءِ ۖ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةًۭ تَرْضَىٰهَا ۚ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ ۚ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۥ ۗ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ

(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.

Bilindiği üzere, ilk namaz emredildiğinde Kudüs’teki mescide yönelerek namaz kılınmaktaydı (kıblenin değiştiği -Kabe’den farklı bir yer olduğu- 142. ayette görülebilir). Fakat Allah Resulü aleyhisselatu wesseam Efendimizin, muradı Kabe’nin kıble olmasıydı. Bunu yukarıdaki ayette, O’nun haber beklediğini ve devamında gelen haberden memnun olduğunu yani istediği ve beklediği kıblenin Kabe olduğu haberinin kendisine ulaştığını bilgisinden anlıyoruz.

Daha önce namaz kılarken hangi yöne döneceği bilgisinin Allah tarafından kendisine bildirilmiş olması gerekliydi ki, O Kendi içtihadını veya Kendi tercihini değil de Allah’ın emrini yerine getirmiş olsun. Yoksa namaz kılarken nereye döneceği Kendi tercihine bırakılmış olsaydı, yukarıdaki ayetten de anlaşıldığı üzere O’nun tercihi Kabe’ydi. Benzer şekilde eskilerin uygulamalarını almış olsaydı (ki onu alıp almayacağını da yine Allah’tan haber alarak karar verirdi) O’nun peygamberliğinden önce de Kabe ibadet için tavaf edilen bir yerdi ve insanlar orayı ziyaret ediyorlardı. Yine tercih Kabe olurdu.

Fakat dediğimiz gibi O Allah’tan Kuran dışında da bilgi alarak yönünü Kudüs’e çevirmiş ve ayetler geldiğinde de o çok istediği kıbleye namazdayken dönmüştür.

Daha ilginci ve insanı hayrete düşüren ifade ise; 143. ayetteki “kıble değişikliğini Resul’e ittiba edenlerle, ökçeleri üzerinde geri dönenleri ayırt etmek için yaptık” ifadesidir. Sanki bu ayeti gün gelecek Sünnete tabi olanlar, Sünneti reddedenleri ve ayak oyunları yapanları açığa çıkarmak için kullanacak der gibidir. Müslüman-kafir ayrımı ilk başta murat edilseydi, iman edenlerle inkar edenleri ayırt etmek için derdi, fakat (Allah-u a’lem) burada murat edilenin hem iman hem de O’na tabi olma ve O’nun gösterdiği yolda gitmek olduğu görülmektedir ki Resul’e tabi olanları ifadesi kullanılmıştır. Bu ayetin Allah Resulü’ne tabi olanlarla, O’nun emirlerini ve yasaklarını kabul etmeyenleri açığa çıkaracağını bildirmesi ve günümüzde insaf sahiplerine bu ayetin yol göstermesi de Allah’ın rahmeti, yardımı ve çok güzel bir hikmettir.

Alemlerin Rabbi Allah geçmişten, gelecekten ve her şeyden haberdardır. Yolunda gidenlere başlarına gelecek tehlikeleri ve olayları hem bu ayetteki gibi Kitabında, hem de kitap dışında da Resulü’ne vahyettiği bilgilerle bildirmiştir.

Allah aşkına yukarıdaki ayetlerden sonra şu hadisleri de okuyunca O’nun (aleyhisselatu wesselam) Allah’tan bilgi almadığını söylemek mümkün mü gelin siz karar verin; bakın nasıl bugünleri anlatıyor, Rabbimiz bu hakikatleri nasıl da bugüne taşımış hayretle ve saygıyla görün:

“Şunu iyi biliniz ki, bana Kur’an-ı Ke­rim ile birlikte onun bir benzeri de verilmiştir. Dikkatli olun; (çünkü) koltu­ğuna kurulan tok bir adamın ‘Size sadece şu Kur’an lazımdır, onda bulduğunuz helali helal, haramı da haram kabul ediniz yeter!’ diye­ceği (günler) yakındır…” (Ebu Davud, Sünnet, 5)

“Dikkat edin! Sizden birinizi; emrettiğim veya yasakladığım konulardan birisi kendisine ulaştığında -koltuğuna yaslanmış bir hâlde- bilmiyorum Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız derken bulmayayım.” (Tirmizi, İlim,10)

Bizi en sevdiğimizden, Resulullah aleyhisselatu wesselamdan ayırmaya güçleri yetmeyecektir Allah’ın izniyle…

Ya Rabbi, bizlere Hakk’ı Hakk olarak göster, batılı batıl olarak göster. Bizleri Senden ve Resulü’nden ayırma. Resul-i Ekrem Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi we sellem Efendimize salat selam et.

Ya Rabbi “Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.ayetinde bizlere emrettiğin şekilde, Senin şanına ve O’nun hürmetine yaraşır şekilde en güzel, en temiz, en bol ve en mükemmel salat ve selamı O’na ulaştır.

Senin razı olacağın, O’nun razı olacağı ve bizlerden de razı olacağın şekilde salat ve selam eyle.

Bu salat ve selam hürmetine bizleri de affeyle…

Nasıl buldunuz? Değerlendirmenizi bekliyoruz.
Değerlendirme için yıldızların üstüne tıklayabilirsiniz.
(Yazıyı değerlendirin.)
Loading...
Kötü Olmuş Eh İşte Ne İyi Ne Kötü Güzel Olmuş Çok Faydalı Buldum

Blogumuzdan Haberdar Olun

Lütfen bekleyiniz...
Yeni yazılarımız yayınlandığında bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

O’nun her sözü vahiydir” üzerine bir yorum yapıldı

İslam Bilinci

Hadislerin metinleri;

لاَ أُلْفِيَنَّ أَحَدَكُمْ مُتَّكِئًا عَلَى أَرِيكَتِهِ يَأْتِيهِ أَمْرٌ مِمَّا أَمَرْتُ بِهِ أَوْ نَهَيْتُ عَنْهُ فَيَقُولُ لاَ أَدْرِي مَا وَجَدْنَا فِي كِتَابِ اللَّهِ اتَّبَعْنَاهُ‏

‏ أَلاَ إِنِّي أُوتِيتُ الْكِتَابَ وَمِثْلَهُ مَعَهُ أَلاَ يُوشِكُ رَجُلٌ شَبْعَانُ عَلَى أَرِيكَتِهِ يَقُولُ عَلَيْكُمْ بِهَذَا الْقُرْآنِ فَمَا وَجَدْتُمْ فِيهِ مِنْ حَلاَلٍ فَأَحِلُّوهُ وَمَا وَجَدْتُمْ فِيهِ مِنْ حَرَامٍ فَحَرِّمُوهُ أَلاَ لاَ يَحِلُّ لَكُمْ لَحْمُ الْحِمَارِ الأَهْلِيِّ وَلاَ كُلُّ ذِي نَابٍ مِنَ السَّبُعِ وَلاَ لُقَطَةُ مُعَاهِدٍ إِلاَّ أَنْ يَسْتَغْنِيَ عَنْهَا صَاحِبُهَا وَمَنْ نَزَلَ بِقَوْمٍ فَعَلَيْهِمْ أَنْ يَقْرُوهُ فَإِنْ لَمْ يَقْرُوهُ فَلَهُ أَنْ يُعْقِبَهُمْ بِمِثْلِ قِرَاهُ ‏.

Fikirleriniz Bizim İçin Önemlidir