Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Size bir hadis/söz söyleyeceğim, onu iyi belleyin: Dünya dört kişi içindir (ilim ve dünya malına sahip olmada niyet yönüyle insanlar dört çeşittir):
Bir kul vardır, Allah kendisine mal ve ilim vermiştir de kul, malı hususunda Allah’tan korkmakta, sıla-i rahim(i) yapar (gözetir), (mal ve ilminde) Allah’ın hakkı olduğunu bilmektedir; işte bu kimse en faziletli bir makamdadır.
Bir kul vardır; Allah ona ilim vermiş, mal vermemiştir. Ama iyi niyetlidir ve ‘malım olsaydı onu falan kişi gibi (hayırda) harcardım’ der. İşte bu kimse, niyetindekini yapmış gibi sevaba nâil olur; ikisi de eşit şekilde ücrete konar.
Bir kul vardır Allah ona mal vermiştir, fakat ilim vermemiştir. Malını câhilâne harcar. Malı hususunda Rabbinden korkmaz. Malıyla sıla-i rahim(i) yapmaz (gözetmez); malında Allah’ın da hakkı olduğunu hiç düşünmez. İşte bu kimse, mertebelerin en düşüğündedir.
Bir kul da vardır, Allah ona ne ilim ne de mal vermiştir ama; ‘eğer malım olsaydı onunla falan kimsenin yaptıklarını (haram ve kötü işlerin aynısını) ben de yapardım’ der. Bu da niyetiyle muâmele görür. Niyet ettiği kimsenin vebalini aynen elde eder.”[1]
Hadis-i şerifte çok açık bir şekilde ilim ve mal sahibi olma hususunda hiç kimseyi dışarıda bırakmayacak şekilde dört sınıf insandan bahsedilmektedir.
Birinci Sınıf: Allah’ın zenginlik ve ilmi birlikte verdiği kimseler. İlim verilmesi, elinde bulunan malın asıl sahibi olan Allah’ı tanımasını sağladığı gibi malın nerelerde harcanması gerektiğini de öğretmektedir. Bu kimse harcamasında Allah’ın razı olmadığı yollardan kaçındığı gibi başta akrabaları olmak üzere hak sahibi olanları da ihmal etmemektedir. Bu kimseler en faziletli kimselerdir. İmam Ebu Hanife rahimehullah’ı bu konuda örnek verebiliriz.
İkinci Sınıf: İlim verilen ancak mal hususunda zenginlik verilmemiş olan kimseler. Bu kimse elinde bulunmayan imkanlardan dolayı çeşitli hayırlı yollarda harcamada bulunamamaktadır. Eğer Allah ona böyle bir imkanı sağlarsa, niyetinin “hayır yollarında harcamak” olduğunu söylüyor.
Üçüncü Sınıf: Zenginlik verilip, ilimden nasibi olmayan kimseler. Bu kimse malın asıl sahibini unutmuş, elindekinin emanet olduğunu unutarak dilediği gibi harcayabileceğini zannederek cahilâne tavırlar sergilemiştir. Harcadığı yolların hesabını Allah’ın soracağını unutmuş, bu malda hakları olduğunun bildirildiği kimselere başta akrabaları olmak üzere ihmalkâr davranmıştır. Yüksek bir mertebeye ulaşmak varken, düşük mertebeye razı olmuştur.
Dördüncü Sınıf: Allah’ın takdiri olarak bu kimsenin zenginlik ve ilim olarak pek de nasibi yok. Ancak olmayan şey üzerinde kendi kendine kötülük yapmakta, şu sözleri söylemekte: “İşlemek istediğim günahlar ve haramlar var, imkanım elvermiyor onları işlemeye. Ancak bu fırsat elime geçtiğinde yapmak istediklerimi yapacağım.” İşte ne bedbaht olan da budur.
DİPNOTLAR
[1] Tirmizî, “Zühd”, 17/2326; İbn Mâce, “Zühd”, 21/4228.

Lütfen bekleyiniz...