Kalp, başka bir organdan emir almayan âmir organdır. Ondan sonra beyin gelir. Beyin, kalbin emirlerine uyar ve bütün diğer organlara emreder. Bütün diğer organlarsa kalbin tabii amacına uygun olarak ona hizmet ederler.[1]
El, ayak, göz, kulak, dil ve diğer azalar, kalbin hizmetçisidirler ve onun emrindedirler. Kalbe itaat edecek şekilde yaratılmışlardır. Asla ona muhalefet etmeye güçleri yetmez. Bu azalar emri yaparlar, fakat yaptıklarının bilincinde değildirler.[2]
Kişinin haramlara ve günahlara dalmasında ilk basamak, kalbin bozulmasıdır. Onun bozulması bütün azaların zarar görerek bozulmasına, düzgün olması da bütün uzuvların doğru olmasına sebep olur.
Beden gibi kalbin de kendine has hastalıkları olur. Ayet ve hadislerde kalbin hastalıklardan korunması gerektiği emredilmiştir. Ne yazık ki insanların çoğu vücudunun hastalıklardan korunmasına verdiği ehemmiyeti, kalplerini korumak için göstermemektedir. Halbuki vücut hastalanmasından daha kötüsü, kalbin hastalanmasıdır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu hakikati şu veciz sözleri ile özetlemektedir: “Dikkat edin! Bedende bir et parçası vardır. Eğer o et parçası sağlam olursa, bütün vücut sağlam olur. Eğer o et parçası bozuk olursa, bütün vücut bozuk olur. Dikkat edin o et parçası, kalptir.“[3]
Kalbin hastalığı, bütün bedene sirâyet edebilecek bir hastalıktır. Kalpteki hastalık, önce insanın düşüncesinde bozulmaya, düşüncedeki bozulma da zamanla dile sirâyet eder ve dil, Allah’ın râzı olmadığı sözler söylemeye başlar. Bu durum kişiyi Allah’ın varlığını inkâr etmeye ve küfre varan sözleri söylemeye vardırır. Nihayetinde dilin söylediklerini eyleme dökmek için azalar devreye girer. Çevresine zarar veren, insanlarla kötü geçinen ve onlara eziyet veren, zorluk çıkaran bir insan profili ortaya çıkar.
Allah Teâlâ, kalplerimizi kendisine bağlı kılmamızı isterken, Şeytan da haramların işlenmesini nefislere güzel göstererek kalbi istila etmek için büyük gayret sarfeder. Kalp, ihmale gelmez. Zira ele geçirildiğinde, bütün bedene söz geçirecek güçte ele geçirilmiştir.
Kalp üzerinde her dâim süren bu mücadele hadis-i şerifte şöyle rivayet edilmiştir: “Kalpler iki türlü olur: Biri, pürüzsüz bir kaya gibi bembeyaz bir kalptir. Gökler ve yer durdukça hiçbir fitne ona zarar veremez. Diğeri ise, ters çevrilmiş bir kap gibi kapkara ve kararmış bir kalptir. Bu kalp ne iyiliği tanır ne de kötülüğü kötü görür; yalnızca kendi hevasına uygun olanı kabul eder.”[4]
Kalbimizi korumak için; Allah’ın râzı olduğu amelleri işlemede gayretli bir tavır sergilenmeliyiz.
DİPNOTLAR
[1] Farabî, İdeal Devlet, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2.Baskı, Mayıs 2017, s.69.
[2] Gazâlî, Kalp Risalesi, Ahir Zaman Yayınları, 1. Baskı, 2013, s.18.
[3] Buhârî, “İman”, 39; Müslim, “Müsekat”, 20.
[4] Müslim, “İman”, 231.

Lütfen bekleyiniz...