“Kârun, Musa’nın kavminden idi. Ama onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü-kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona şöyle demişti: Böbürlenme! Bil ki Allah böbürlenenleri sevmez.
Allah’ın sana verdiği şeylerde âhiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.”[1]
Kur’an, Allah’ın kuluna verdikleri karşısında dünya-âhiret dengesinde yaşanan sapmaların doğuracağı neticeyi Kârun üzerinden canlı bir misalle gözlerimizin önüne sermektedir.
Bir yanda gerçek hayatın âhiret olduğunu, bu dünyada verilen her şeyin Allah tarafından kendisine verildiğini ve verilenin âhiret sermayesi edinilmesi gerektiğini anlamış kimse var.
Diğer yanda dünyanın geçiciliğini unutarak onu ebedi hayat olarak zanneden, bütün her şeyin gerçek sahibinin Allah olduğunu, verilenin ise emanet olduğunu unutan ve elde ettiklerini âhiret sermayesi yapması gerektiğinin idrakinde bir yaşantıyı tercih etmeyen kimse var.
Kur’an, bu iki zıt hakikati karşılıklı bir diyalogla haber vermektedir.
Ayet-i kerime, insanlardan bazılarının içinde bulundukları gafletleri nedeniyle Kârun gibi yanlış yola sapabileceğini, dünyanın cazibesine aldanarak, nefis ve Şeytan’ın yaptıklarını kendisine güzel gösterdiği kimselerle hayatımızda karşılaşacağımızı haber vermekte. Bu kimseler dünya ve içindekiler ile adeta sarhoşa dönmüş, bu sarhoşluk neticesinde akılları doğru karar vermekten engellenmiş, gözlerine inen perde ile âhiret gerçeğini göremez hale gelmişlerdir. Âhiret sermayesi olarak verilmiş olan dünyalıkları asıl gayesi dışında kullandıklarından dolayı da âhirette ağır bir hesap onları beklemektedir.
Hayatın her döneminde böyle insanların olacağını bir örnek üzerinden bizlere sunan ayet-i kerime, Müslümanın böyle insanlarla ilişkisine de rehberlik etmektedir.
Dünyayı ve dünyalıkları hayatının merkezine koyan, böyle bir yaşantıyı “başarı ve iyilik sayan” kimseleri gören Müslümanın, bu duruma seyirci kalması ve onları kendi haline terk etmesi düşünülemez. Zira Cennete ve âhirette ebedi güzelliklere talip olan Müslüman, bundan habersiz bir yaşantı sürenleri gördüğünde harekete geçer. Dünyanın içindekilerine aldanmış kimselere, âhiretin ebediliğini ve âhiret yanında dünyanın değersizliğini hatırlatır.
DİPNOTLAR
[1] Kasas, 76-77.

Lütfen bekleyiniz...