İbn Ebu Hatim rahimehullah der ki: Ebu Derda radıyallahu anh, Müslümanların Guta’da yüksek binalar inşa ettiklerini ve ağaç diktiklerini görünce, onları mescidde toplayarak şöyle bir hutbe irad etti:
“Allah’a hamd, Rasûlu sallallahu aleyhi vesellem’e salavattan sonra.
Ey Şam halkı! Tüketemeyeceğiniz şeyleri biriktirmeye, içerisinde oturamayacağınız binalar inşa etmeye, ulaşamayacağınız emeller peşinde koşmaya utanmıyor musunuz?
Sizden öncekiler de mal biriktiriyor, istifliyor, sağlam binalar inşa ediyor, tul-i emel (uzun emeller) peşinde koşuyorlardı. Uzun emelleri onları aldattı, hayal kırıklığına uğrattı, topladıkları mallar yok oldu, değersizleşti ve evleri de kendilerine kabir oldu.
Bildiğiniz gibi Ad kavmi, Aden ile Amman arasındaki topraklara hükmediyordu. Atlara ve süvarilere sahipti. Söyleyin bakalım bugün içinizden kim onların mirasını benden iki dirheme satın alır?”[1]
Ebu Derda radıyallahu anh’ın bu hutbesinden çıkarılacak temel mesajlar ve evrensel ilkelerden şunlardır:
İhtiyaçtan Fazla Biriktirme (İstifçilik) Eleştirisi: Tüketilemeyecek oranda mal, mülk ve servet yığmak, bununla beraber mallarda hakları olanları gözetmemek kişiyi malın kölesine haline getirir. İnsan bu biriktirme hırsına âdeta büyülenmiş gibi alışır; mallarda hakları olanları gözetmesi gerekirken gözetmez. Yaşantısı, aklı ve fikri sadece kazandıklarını daha fazla artırmaya odaklanır. Halbuki mal, hak sahipleri gözetilmediğinde sahibine esaret getirir.
Tûl-i Emel (Bitmeyen Dünya Arzusu) Tuzağı: “Yiyemeyeceği şeyleri biriktirme” ve “içinde oturamayacağı binalar inşa etme”, bitmek bilmeyen fani arzuların en somut göstergesidir.
İnsanın ömrünü aşan bitmek bilmeyen arzu ve hırsları, ölümü hesaba katmadan kurduğu planlar, onu dünyaya sımsıkı bağlayarak köleleştirir ve ahiret bilincinden koparır. Sorumluluklarını yerine getirmekten de alıkoyar.
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarına (âhiret için) ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.”[2]
Kalıcı Olandan Uzaklaşıp, Geçici Olana Aldanma: İçinde belli bir süre yaşanılacak fani binaların sağlamlığını önemseyip, onun en güzel şekilde olması için ömür tüketirken, insana ebedi fayda sağlayacak ahiret yurdunu ihmal etmek, büyük bir aldanıştır.
Geçici olanı kalıcı olana tercih etmek, hüsranla sonuçlanan bir ticaret gibidir.
“Sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret (hayatı) daha iyi ve daha kalıcıdır (devamlıdır).”[3]
Geçmiş Toplumlardan Ders Alma Zorunluluğu: Güç, servet ve ihtişamlı saraylarıyla ve yüksek binalarıyla övünen Ad Kavmi, Allah’ın emrine uymamaları sonucu helak olmuştur. Bu topluluktan geriye hiçbir şey kalmamıştır. İnşa edip ve geride bıraktıkları onlara fayda sağlamamış, geriye sadece ibret alınacak bir isim kalmıştır.
Maddi gücün verdiği sarhoşluk, toplumların çöküşünü hızlandıran en büyük etkendir ve ilahi adalet elbet bir gün gerçekleşir.
”Asıl hayat (dünya hayatı değil) âhiret hayatı; işte asıl hayat odur. Keşke bilselerdi!”[4]
Dünyanın Değersizliği: Geniş coğrafyalara hükmeden, döneminin en ihtişamlı medeniyetlerini kuranların geride bıraktığı koca miraslar, gün gelir “iki dirhem” bile etmeyecek kadar kıymetsizleşir.
Her lüks saray veya ev, nihayetinde sahibinin üzerine kapanacak bir kabirden başka bir şey değildir.
DİPNOTLAR
[1] İbn Kesir, Tefsiru Kur’ani’l-Azim, Çağrı Yayınları, c.11, s.6084.
“Ad da peygamberleri yalanladı.
Hani onlara kardeşleri Hud demişti ki: Siz, sakınmaz mısınız?…
Siz her yüksek yere koca bir bina kurup boş şeylerle mi uğraşırsınız?
Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?” (Şuara, 123-129)
[2] Haşr, 18.
[3] A’lâ, 16-17.
[4] Ankebût, 64.

Lütfen bekleyiniz...