Şeyh Ali Tantavi Allah ona rahmet etsin şöyle anlatır:
“Kırk yedi yıl önce, 1920 yılında Şam’da “Meyselun Savaşı” yaşandığında ve Fransızlar galip olarak Şam’a girdiğinde, hafızamda hala kazılı duran bir sahneye şahit oldum.
Ortaokulun başlarındaydım ve okula gidiyordum. Silahlı üç Fransız askerinin, başörtülü Müslüman bir kadını kovaladığını gördüm. Ona sataşıyor, ellerini uzatıyorlardı; kadın dehşet içinde çığlık atarken, askerler ise gülüşüyordu. Etraftaki insanlar onlardan korkuyor, kalpleri acıyla parçalanıyordu.
Derken yaşlı bir bakkal, sanki insan sesi değilmiş gibi kalbinin derinliklerinden gelen müthiş bir çığlık attı: ‘Size ne oluyor? Din mi kalmadı? Mertlik mi bitti? Hücum edin!’
Silahsız elleriyle dört adımda askerlerin üzerlerine atıldı. O heyecan, bulaşıcı bir hal aldı ve herkes ona katıldı. Ben de çocuk halimle kitap çantamı fırlatıp onlarla birlikte saldırdığımı hatırlıyorum.
Saldıranların elinde bir parça demir bile yoktu, askerlerin ise mermi dolu tüfekleri vardı. Buna rağmen galip geldiler, askerler yere serildi ve insanlar onları tekme tokat dövdü; oradan ancak yırtık pırtık elbiseler ve kırık dökük kemiklerle çıkabildiler.”
İşte bu gizli güç, Allah’ın müminleri vasıflandırdığı izzetin kaynağıdır. Zayıflığa, bölünmüşlüğe ve parçalanmışlığa rağmen bu güç hala nefislerimizde mevcuttur; ancak onu uyandıracak birine ihtiyaç vardır. Bu gücü ise ancak iman uyandırır.”
Kaynak: Ali Tantavi, Nur ve Hidayet, c.1.

Lütfen bekleyiniz...