“(İnsanların ölümden sonra diriltileceği) o gün, (Allah’ın azabına karşı) ne mal fayda verir ne de evlatlar. Ancak Allah’a kalb-i selîm ile gelme fayda verir.”[1]
Rabbimiz, insanların yaşayabilecekleri en ürkütücü sahneyi gözler önüne seriyor. Ölümden sonra dirilişin ardından gelen ebedî hayatın başlangıcından bir kesit… Kişinin yaptığı en ufak bir iyilik ya da kötülüğün karşılık bulacağı dehşetli gün… İnsanın dünyadayken bilerek kaçmaya çalıştığı ya da gafletle unutarak yaşantısını sürdürdüğü o zorlu gün nihayet gerçekleşmiş ve insan, yaptıklarının hesabını vermek üzere Rabbinin huzuruna çıkarılmıştır.
O gün öyle bir gündür ki insan isyan ve günahlarının karşılığı olacak azaptan kurtulma ve azabını hafifletecek çare arayışına girer. İlk olarak dünyada uğruna nice zahmetlere katlandığı ancak onu Allah’ın kendisinden istediği infak ve hayır yollarına sarf etmekten kaçındığı malı gelir. Bunun dünyada olduğu gibi ahirette fayda sağlayacağını zanneder ancak derin bir hayal kırıklığıyla hiç bir fayda elde edemez. Ardından dünya hayatında kendisinden güç devşirdiği evladının ya da kendisini evladı gibi koruyanların faydasını umar. Bunda da eli boş döner.
O gün, insanın faydasını umduğu hiçbir kimse ve hiçbir şey fayda sağlamayacaktır. Fayda sağlayacak tek bir hakikat vardır: O da ilâhi huzura kalb-i selîm ile gelmiş olmak.
“O gün ne mal ve ne de oğullar hiç bir fayda vermez. ” ayeti, o günün korkunçluğunu, “Ancak Allah’a kalb-i selîm ile gelme fayda verir.” ayeti de bu korkunç halde iki sınıf insanın bulunacağını haber vermektedir.
Aldananlar ve Kurtulanlar
a) Aldananlar: Dünyanın geçici süsüne aldanıp oyalanan ve âhiret gününde asıl gerçeği anladıklarında kurtuluş fidyesi olarak her şeyini feda etmeye hazır kimseler.
Büyük müfessir Kurtubî, tefsirinde bu hususu şöyle açıklar: “‘Ne mal fayda verir ne de evlatlar.’ Yani onların mallarının ve oğullarının kendilerine hiçbir faydası olmaz. Ayette geçen ‘evlatlar’ buyruğu ile kastedilenler aslında insanın dünyadaki en yakın yardımcılarıdır. Çünkü insanın kendi öz evladının bile fayda vermediği bir günde, bir başkası ona nasıl yardımcı olabilir?”
Kur’an-ı Kerim başka bir ayette bu gerçeği şu şekilde buyurmaktadır: “Hiçbir babanın evlâdından fayda göremeyeceği, evlâdın da babasından hiçbir yarar sağlayamayacağı bir günden korkun!”[2]
İnsan henüz dünyadayken önden âhiret azığı olarak ne hazırladığını iyice düşünmelidir. Mal ve evlatlar, kişiye dünya yaşantısında fayda sağlayan en önemli iki unsurdur. Ancak insanın fayda beklentisi içerisinde olduklarının bir gün gelip fayda sağlamayacağını ve onu zor durumda terk edeceğini ve çaresiz bırakacağını unutmamalıdır.
b) Kurtulanlar: Âhirette insanı kurtaracak yegâne sermayenin, kalb-i selîm ile Allah’ın huzuruna çıkmak olduğunu bilenler. İlâhi azaptan ve mahşerin dehşetli durumundan istisna edilenler.
Peki, nedir kalb-i selîm?
Selîm kalp; Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı olan her türlü şehvetten ve O’nun bildirdiklerine ters düşen tüm yargılardan uzak duran, Peygamberinin verdiği hükmü severek kabul eden, Allah’a gönülden boyun eğen, her hususta O’nun rızasını önde tutan ve O’nun gazabından kaçınmak için her yola baş vuran kimsenin kalbidir. Sadece Allah’a yapılması yaraşan kulluğun özü de işte budur.[3]
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem duasında şöyle buyurdu: “Senden selîm/arınmış bir kalp istiyorum.”[4]
Eğer kalp selamette ise, içinde sadece Allah sevgisi, Allah’ı sevenlerin sevgisi, Allah korkusu ve O’nun rızasından mahrum kalma endişesi bulunur. bulunur. Böylece bütün organların hareketleri düzelir. Haramlardan uzak durma iradesi de bundan kaynaklanır.
Kalp düzgün olduğunda, organlar da ancak Allah’ın dilediği konularda harekete geçer, O’nun rızasına doğru koşarlar. O’nun hoşlanmadığı ve emin olmasalar bile, Allah’ın hoşlanmayacağından endişe ettiği şeylerden de uzak dururlar.
Hasan-ı Basri, bir adama şöyle demiştir: “Kalbini tedavi et! Çünkü Allah, kullarından kalplerinin düzgün olmasını ister.”[5]
Allah’a kalb-i selîm ile gelenin zenginliği hariç, hiçbir zenginliğin fayda vermediği gün… Zira kişinin dünyevî zenginliği malı ve çocukları, dindeki zenginliği ise kalb-i selîmidir.[6]
Kurtubî tefsirinde bu dengeyi şu muhteşem şekilde şerh eder: “Öyle anlaşılıyor ki o günde Rab’lerine temiz bir kalp ile gelirlerse; mallarını Allah’a itaat yolunda ve hayır işlerinde harcamış, evlatlarını edepli, güzel huylu, salih olarak yetiştirmiş olmaları halinde onlar kendilerine fayda verecektir.”
Tevhid üzere yaşayıp kalbini sarsılmaz bir iman ile dolduran ve onu inkardan, şirkten ve şüphenin her türlüsünden arınmaya çabalayan kimseler, ahirette kendileri için fayda sağlayacak yatırımı bu dünyada yapmıştır.
Kalplerin selîm olması; onu Kur’an ve Sünnet çizgisinde saf bir halde Rablerine teslim etmek için büyük gayretin, zihni ve kalbi Allah’ın razı olduğu düşüncelerle doldurma ve hayatında bunu yaşamanın ve kötü huylardan ve vesveselerden arınmada sergilenen sabrın fayda sağlayacağı gün işte bu gündür.
Sonuç olarak; İnsanın bu dünyadaki en büyük yanılgısı, geçici olana aldanmasıdır. Oysa ahirette gününde bunun ne büyük aldanış olduğunu anlayacaktır. Kulun fayda umduğu her ne şey var ise ona fayda sağlamamış, geride fayda sağlayacak tek gerçek ortaya çıkmıştır: “Huzura selîm bir kalp ile çıkabilmek.”
Allah bizi huzuruna “selîm bir kalp” ile çıkabilenlerden eylesin. (Amin)
DİPNOTLAR
[1] Şuarâ, 26/88-89.
[2] Lokmân 31/33.
[3] İbn Kayyım, Bedai’u’t Tefsir, Polen Yayınları, Nisan 2011, c.3, s.225-227.
[4] Ahmed b. Hanbel, 3/198.
[5] İbn Receb el-Hanbeli, Revaiu’t-Tefsir, Beka Yayınları, c.3, s.84-88.
[6] Zemahşeri, Keşşaf Tefsiri, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2018, c.4, s.966-967.

(1 oy, 4,00/ 5)
Lütfen bekleyiniz...