İbn Abbâs radıyallâhu anh, Mescid-i Nebevî’de itikafta iken bir kimse yanına gelerek selâm verdi ve oturdu. İbn Abbâs radıyallâhu anh:
“–Kardeşim, seni yorgun ve kederli görüyorum.” dedi ve konuşmaları şöyle devam etti:
“–Evet ey Rasûlullah’ın amca oğlu, kederliyim! Falan şahsın benim üzerimde velâ hakkı var (mal mukâbilinde beni âzâd etmişti), fakat şu kabrin sahibi (Allah Rasûlü) hakkı için söylüyorum ki onun hakkını ödeyemiyorum.”
“–Senin hakkında onunla konuşayım mı?”
“–Sen bilirsin.”
İbn Abbâs radıyallâhu anh ayakkabılarını alarak mescidden çıktı. Adam ona:
“–İtikafta olduğunu unuttun mu, niçin mescidden çıktın?” diye seslendi.
İbn Abbas radıyallâhu anh:
“–Hayır! Ben, şu kabirde yatan ve henüz aramızdan yeni ayrılmış olan zattan duydum ki, (bunları söylerken gözlerinden yaşlar akıyordu):
“–Her kim, din kardeşinin bir işini takip eder ve o işi görürse, bu kendisi için on yıl itikafta kalmaktan daha hayırlıdır. Bir kimse Allah rızası için bir gün itikafa girse, Cenâb-ı Hak o kimse ile ateş arasında üç hendek yaratır ki, her hendeğin arası doğu ile batı arası kadar uzaktır.”[1]
“Mü’minlerin dertleriyle dertlenmeyen, onlardan değildir.”[2]
Hz. Ali radıyallâhu anh der ki: “İki nimet vardır ki, beni hangisinin daha çok sevindirdiğini bilemiyorum:
Birincisi, bir kimsenin, ihtiyacını karşılayacağımı ümit ederek bana gelmesi ve bütün samimiyetiyle benden yardım istemesidir.
İkincisi de, Allah Teâlâ’nın o kimsenin arzusunu benim vasıtamla yerine getirmesi yahut kolaylaştırmasıdır. Bir Müslümanın sıkıntısını gidermeyi, dünya dolusu altın ve gümüşe sahip olmaya tercih ederim.”[3]
“Kul, din kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allah da kulunun yardımcısıdır.”[4]
“Duasının kabul edilmesini, sıkıntısının giderilmesini isteyen kimse, zorda kalan bir kimsenin sıkıntısını gidersin.” [5]
Bir kardeşimizin sıkıntısını tek başımıza çözemiyorsak, diğer kardeşlerimizle istişare edip birlikte çözüm arayalım.
Unutmayalım ki kardeşimizin sıkıntısını bilmek, dinlemek, ona çare olmak değildir. Çare olmak; onun sıkıntısını giderecek, hafifletecek çözümler aramak, onun için emek harcamaktır.[6]
Salihlerden bazıları şöyle demiştir: “Bir kimsenin, kardeşini teselli etmeye, dertlerini paylaşmaya veya onun için dua etmeye niyeti yoksa ona: ‘Nasılsın?’ demesin. Çünkü bu münafıklık sayılır.”
Bir grup Müslüman soğuk bir günde Bişr-i Hafi’nin ziyaretine gittiler. Baktılar ki Bişr tir tir titriyor. Ona, “Bu halin nedir?” dediler. O da, “Soğuk havada fakirleri düşündüm. Onlar için elimden bir şey gelmediği için ben de onlar gibi üşüyerek dertlerine ortak olmak istedim.” dedi.
DİPNOTLAR
[1] Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, III, 424-425.
[2] Hâkim, Müstedrek, IV, 352; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, I, 87.
[3] Ali el-Mütteki, Kenzu’l-ummâl, VI, 598/17049.
[4] Müslim, “Birr” 58; Tirmizî, “Hudud” 3.
[5] Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 21.
[6] Derya Fıçıcı, Müslüman Kadının Ahlakı, Nebevi Hayat Yayınları, 4.Baskı, Ocak-2019, s.135.

Lütfen bekleyiniz...