وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعًا
“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın…”[1]
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِهٖ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
“Ey iman edenler! Allah’tan, hakkıyla sakının ve ancak Müslümanlar olarak can verin.”[2] ayet-i kerimesinin ardından gelen bu hitap, “Müslümanca yaşayıp Müslüman olarak can vermek” isteyenler için bir rehberlik sunmaktadır. “Allah’ın ipine hep birlikte sıkıca yapışmak.”
Ayete geçen “habl (ip)” kelimesi, sözlükte “hedefe ulaştıran sebep” anlamında kullanılan bir kelimedir.[3]
Müfessirlerimiz âyette zikredilen “Allah’ın ipi” kelimesini Müslüman topluluğu, İslam dini, ve Kur’an-ı Kerim ve onda bulunan emirler şeklinde açıklamışlardır.
Müfessirlerimizin işaret ettiği anlamlar doğrultusunda “Allah’ın ipi” kavramını ele aldığımızda, hayatımızı şekillendiren üç temel bağ karşımıza çıkar:
1. Toplumsal Bağ (Cemaat): İslam, bireysel bir dindarlıktan ziyade cemaat şuurunu, birlik ve beraberliği önemser.
Müslümanca bir yaşantı sürdürülebilmesi için “Müslüman topluluğa kenetlenmek ve onlarla birlikte İslam’ı yaşamaya gayret sarfetmek” mühimdir.
Abdullah ibn Ömer radıyallahu anhumâ’nın rivayet ettiği bir hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cemaatle birlikte olun! Cemaati terk etmekten sakının! Şüphesiz ki, şeytan tek başına kalan ile beraberdir! İki kişiden ise uzaktır. Kim cennetin ortasını istiyorsa, cemaatle birlikte olsun!”[4]
2. İnanç ve İstikamet Bağı (İslam): Kişiyi Allah katında değerli kılacak ve onu yaratılış gayesine uygun yaşamasını sağlayacak vesile, istikamet üzere kalabilmesidir.
Hayatın gayesini unutmayan ve son nefese kadar İslam ipine sadakatle bağlanan kimse ancak Müslüman olarak can vermiş olacaktır.
3. İlâhi Rehberlik Bağı (Kur’an): Kişi, İslam dairesine girdikten sonra Allah ile kuracağı bir bağa ihtiyaç duyar. Kur’an ipine bağlanmış kimse, Allah ile bağ kurmuş olur. Bu bağ sayesinde Allah’ın kendisinden istediği emir ve yasakları, hayat tarzını öğrenir. Hayat tarzını ona uygun yaşadığında da istikâmet üzere ve Müslüman olarak can vermiş olacaktır.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah-Kur’an-insan arasındaki bu bağı şöyle haber vermektedir: “Aziz ve Celil olan Allah’ın kitabı, onun gökten yeryüzüne doğru uzanan ipidir. Kim ona uyacak olursa doğru yolda olur. Kim de onu terk edecek olursa sapıklığa düşmüş olur.”[5]
Şöyle bir manzarayı göz önüne getirin: “İçinden tek başınıza çıkamayacağınız derin bir kuyu içindesiniz. Kurtulmak için çıkış yolu arıyorsunuz ama bütün çabanıza rağmen çaresiz kaldınız. Tam bu esnada size bir ip uzatılıyor. Artık sizin tek kurtuluş çareniz de bu ipe sımsıkı tutunmak.”
İşte insanların maddi ve manevî anlamda içine düştüğü modern zaman kuyularından yegâne çıkış yolu, Allah’ın onlara uzattığı Kur’an ipidir. Bu ipe tutunup içindeki emir ve yasaklara uyan kimse kuyudan çıkar ve ebedi kurtuluşa erer. Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Muhakkak ki bu Kur’ân Allah’ın ipi, apaçık nûrudur; şefâatçi ve kendine sarılanı koruyandır.” [6]
Buna mukabil Kur’an’ı hayatın dışına iterek bir ömür sürenin sonu, hakikate sırt dönmenin bedeli olarak sapıklığa düşmek, fayda vermeyecek ebedi bir pişmanlıktır. Nitekim Furkan Suresi 30. âyette bu acı gerçek şöyle haber verilmektedir: “Peygamber: “Rabbim! Şüphesiz kavmim bu Kur’an’ı ihmal edip büsbütün terk ettiler” dedi.”
DİPNOTLAR
[1] Âl-i İmrân, 103.
[2] Ali İmran, 102.
[3] Kurtubî, el-Câmi‘u li Ahkâmi’l-Kur’ân, 5/239-240.
[4] Tirmizî, 2254.
[5] Müslim, 2408.
[6] Beyhakî, Şu‘abü’l-İman, H.No: 1933.

Lütfen bekleyiniz...